Ari'Blog

Just imagine

Teknolojik İnsan ve İnsani Teknoloji

Bugünlerde neredeyse herkes teknoloji dünyasında yapay zekâ, makine öğrenmesi, nesnelerin interneti ve otomasyon gibi bazı teknolojilerden sıkça bahsetmeye başladı. Herkesin bu gibi konularla ilgili konuşmaya başlamasının sebebi teknolojinin bugün nasıl geliştiği değil, teknolojinin gelişme hızının hiç görülmemiş seviyelere ulaşmasıdır.

Teknoloji neredeyse yaşadığımız son 20 yıllık dönemde (2000 – 2020), önceki yazımda da bahsettiğim 1. sanayi devriminden itibaren yani 1700’lü yılların başından beri hiç ulaşamadığı gelişme hızına ulaşarak birçok yeni kavramın hayatımıza dahil olmasını sağladı. Son 10 yılda kullandığımız teknolojileri ve bu teknolojilere sahip şirketleri düşündüğümüzde bunların 10 yıl önce adını bile duymadığımız teknolojiler ve şirketler olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.

Teknolojinin bu hıza ulaşabilmesinin birçok sebebi var fakat en büyük etken, internet. İnternetin dünyaya yayılarak bilgiyi hızlıca ulaşılabilir hale getirmiş olması bu hıza büyük bir katkı sağladı. Bu teknolojilerden bazıları özellikle de otomasyon gelişirken yanında bir korkuyu da geliştirdi. İşsiz kalma korkusu. Hatta o kadar ileri gitti ki bununla ilgili araştırmalar yapıldı ve birçok istatistik elde edildi. (https://willrobotstakemyjob.com/) Bu siteyi kullanarak robotların işinizi elinizden alma ihtimalini oran olarak görebilirsiniz. Sitede bilgisayar programcılığının robotlar tarafından yapılma ihtimali %48 olarak gösterilmiş. Bu da adeta yine önceki yazımda (5. paragraf) bahsettiğim artık çocuklara kodlama eğitimi vermenin aslında bir anlam ifade etmeyeceğinin kanıtı olabilir. Algoritma ve onun mantığını öğrenmeleri çok daha faydalı olacaktır.

Bilgi çağına geçiş ile birlikte işini kaybetme korkusu oldukça arttı, bu korku çok da mantıksız bir korku değil çünkü her ne kadar yeni gelişmeler yeni iş alanları yaratsa da, birçok mavi yakalı hatta beyaz yakalı çalışanların bu teknolojileri içselleştirip, gelişimine katkı sağlayabilir hale gelmesi hiç de hızlı olamayacak. Teknolojinin hızı üstel bir şekilde artsa da insanların bu teknolojilere adapte olma hızı neredeyse hiç artmıyor. Bu nedenle teknoloji hızla çoğalırken bizim bu teknolojilere adapte olmamız gitgide zorlaşıyor. Peki bu insanlar nasıl hayatlarını devam ettirecekler? Bu sorunun net bir cevabı henüz verilmiş olmasa da bazı çözümler düşünülüyor.

Bunlardan biri Elon Musk’ın da üzerine konuştuğu evrensel temel gelir. Gelişen teknolojiler sebebiyle işsiz kalan insanlara devletler tarafından ihtiyaçlarını giderebilmesi için ödenecek bir ücret gibi düşünebiliriz. Bu ücret hesaplanırken nelerin, ne kadar baz alınacağı ise bilinmiyor. Bununla ilgili detaylı bilgilere bu siteden ulaşabilirsiniz.

Bu tarz yeni teknolojiler gelişirken insanlarda bazı aşamalı davranışlar sergilerler. Bunlar genelde doğrudan kabul etmekle başlar. Teknoloji ilk çıktığında kolay ve rahat görünür, sorgulamadan kullanmaya başlarız. “Neden olmasın?” gibi soruları düşünürüz. Ardından teknolojinin hayatımızdan gerçekten neler götürdüğünü veya hayatımıza neler getirdiğini görmeye başlarız. Kararlarımızın başkaları tarafından verildiği olgusunu hissederiz.

En basitinden artık hava durumunu bile camı açıp bakarak anlamaya çalışmak yerine, “akıllı” telefonlarımızdan öğrenmeye çalışıyoruz. Yani kendimizden çok ona – teknolojiye – güvenmeye başlıyoruz. Bilincimizi kullanmayı bırakıp, makinelerin “bizim için en iyi” kararı vermelerine izin veriyoruz. Kendimizi unutmaya başlıyoruz.

Bu noktadan sonra teknolojileri hayatımıza bu kadar entegre olmasına öfkelenmeye başlıyoruz fakat bu öfke bir değişim yaratamıyor çünkü bu teknolojilere alışmış olduğumuzu biliyoruz. Bunlardan ayrılmaya çalıştığımızda rahatlığımızı kaybedeceğimizi, yalnızlaşacağımızı düşünüyoruz. Halbuki örnek olarak sosyal medyanın temel amacı olan “insanların sosyalleşmesini” sağlamanın tam tersine “insanları yalnızlaştırdığını” gösteren de birçok çalışma var. Bu sürecin en kötü tarafı ise tüm teknolojilerde kullanılan genel otomasyon gibi teknolojilerin hayatımızı kontrol ettiğini ve kendi gücümüzü kaybettiğimizi anladığımızda ise bununla ilgili harekete geçme potansiyelimizi yitirmiş olabiliriz.

Asansör örneği bunu anlamamıza yardımcı olacaktır. Asansörler ilk çıktığında asansörün içinde sürekli bekleyen asansör kontrolörü tarafından kontrol ediliyordu. İnsanlara o yıllarda kontrolörü olmayan bir asansöre binmeyi kabul eder misiniz diye sorulduğunda neredeyse tamamı kabul etmediğini söylemişti. Günümüzde sanırım kontrolörü olan bir asansör kalmadı. Aynı şekilde bugün sürücüsüz bir araca güvenir misiniz diye sorulduğunda birçok insan yine kabul etmiyordu.

Eski asansörler.
Kontrolörleriyle birlikte eski asansörler

Tesla’nın geliştirdiği sürücüsüz araç teknolojisinin test videosu

Teknoloji er ya da geç hayatlarımıza bir şekilde dahil olacaklar fakat burada kavramamız gereken en önemli nokta bu teknolojiler ahlak, duygu gibi bizi biz yapan insani değerleri nasıl sağlayacak veya sağlayabilecek mi, kontrol kimde olacak? Çünkü bu insani değerlerimizi ve yaşam yolumuzu belirleyen kendi bilincimizle verdiğimiz kararlarımızı vermeyi unutursak ve buna alışırsak insan olmamızın artık anlam ifade edemeyeceğini söyleyebiliriz.

Hangi teknoloji olduğunun bir önemi olmadan “teknolojik insan” mı olacağız, yoksa insani özelliklerimizi kaybettirmeyen “insani teknolojiler” mi geliştireceğiz?

2001: A Space Odyssey filminde tasvir edilen yapay zekâ Hal 9000 ve insan arasında geçen tartışma

Kaynak: Teknolojiye Karşı İnsanlık – Gerd Leonhard

Next Post

Previous Post

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

© 2021 Ari'Blog

Theme by Anders Norén

%d blogcu bunu beğendi: